ANA SAYFA

23.08.2004

 
 

Faruk YAZAR


GİTMEK GÜZELDİR….

..

Bir nisan sabahı baharın coşkun ve cıvıltılı sesleri arasında ketum bir yalnızlıkla çıkıp gitmeli…Çıkıp gitmek çoğunlukla bir kaçışı andırır ya da tükenmiş bir hayatı yeniden canlandırmak ve diriltmek için yola koyuluşu. Gitmek, herhangi bir içeriğe gereksinim duymaksızın güzeldir. Kalanların hüznü hep beklemek ve umut etmekle yeknesak olduğu için daha hazindir. Bir ceket bir uğur böceği lazım gitmek için…İnsanın uğru açık olmalı ve yanına alacağı bir ceketi olmalı…Ceketsiz gitmek yola koyulmaya karşı derin bir saygısızlıktır. Hayatın çetrefil yumakları içine yanınıza bir şey almadan çıkmamalısınız. Serüvenciler hep yollara düşer, yollara düşüldükçe insan yalnızlığını kanıksar.

Burada olmanın o dehşetengiz “bilinci” yalnızlığı iyice duyumsatır. Burada olmak yani varolmak…Varlığımız bir başınadır. Doğarken, büyürken,ölürken hep yalnızız…aslında hep “gitme” eyleminin içindeyiz. Gidiyoruz farkında olsak da olmasak da…Zamanın sahneleri arasında eski bir film karesi oluyoruz... Her ne kadar eskimediğimizi sansak da bizi takvim yapraklarından ayıran  fazla bir şey yok…

Terkedilmiş bir şehrin içinden geçerken ışıklı patikalara dalan buğulu bir göz, elveda kokusunun şaşkınlığıyla sersem sersem bakınıyor… Tren istasyonundan yola koyulmalı.. Koşarak gitmeli…Biraz kederli biraz yağmurlu, biraz ıslak…Sallanan mendillere, dökülen sulara ve kederli tüm bakışlara rağmen gitmeli. Bırakıp gitmenin ne menem bir şey olduğunu yalnız yola koyulmak zorunda olanlar bilir. Bir bildikleri vardır onların hep. Şimdi derin  uykulara dalmış olmalı şehir. Hafifçe sokakları yolculuk havasına sokan bıkkın yüzler, şimdi serilip yatağına, dalıp gitmişlerdir yarınsız ve bugünsüz olmanın sancıları ile.  

“Gülüm gülüm, cebimde ölümüm

  Dağıttıkça çoğalıyor benim ölümüm”

Kalmak pörsümektir. Tahammül göstermek belki de bir acizliktir. Kalmanın endişesi evladı iyal üzere kuruludur. Ne varki, bir vakit hiç istemesek de  dönmemek üzere gideceğiz. Güzel bir gün uğruna çekilmiş nice kahır, nice endişe, soluk bir imge olarak kalacak anılarda. Yola koyulanlar soluk bir resim olmayı hazmedemeyecek kadar varoluş ateşi ile yanan serüvencilerdir.

Akşamüstlerinin gürültülü karmaşık sancıları trenleri vapurları enginden engine savurur durur. Akşam namazını kaçırmış, yüreğine dokunan melalle sersemlemiş, kuşların pikeleri ile anılar arasında kaybolmuş, elindeki son birkaç lira ile kime ve nereye gideceğini bilememiş yorgun bir yolcuyla hüzünleri biriktirir şehir…yeni bir gün yeni varoluş, yeniden yaratılış, her şey her gün yeniden yaratılıyor. Bunca devingenliğin içinde insan nasıl kalmayı yeğler…Bir ceket ve uğur böceği lazım, yeniden yaratılan evrenin içinde canlı olduğunu ve bir yer işgal ettiğini duyumsamak için. 
 

 


 

ANASAYFA