|
GİTMEK GÜZELDİR….
..
Bir
nisan sabahı baharın coşkun ve cıvıltılı sesleri arasında
ketum bir yalnızlıkla çıkıp gitmeli…Çıkıp gitmek çoğunlukla
bir kaçışı andırır ya da tükenmiş bir hayatı yeniden
canlandırmak ve diriltmek için yola koyuluşu. Gitmek,
herhangi bir içeriğe gereksinim duymaksızın güzeldir.
Kalanların hüznü hep beklemek ve umut etmekle yeknesak
olduğu için daha hazindir. Bir ceket bir uğur böceği lazım
gitmek için…İnsanın uğru açık olmalı ve yanına alacağı bir
ceketi olmalı…Ceketsiz gitmek yola koyulmaya karşı derin bir
saygısızlıktır. Hayatın çetrefil yumakları içine yanınıza
bir şey almadan çıkmamalısınız. Serüvenciler hep yollara
düşer, yollara düşüldükçe insan yalnızlığını kanıksar.
Burada
olmanın o dehşetengiz “bilinci” yalnızlığı iyice duyumsatır.
Burada olmak yani varolmak…Varlığımız bir başınadır.
Doğarken, büyürken,ölürken hep yalnızız…aslında hep “gitme”
eyleminin içindeyiz. Gidiyoruz farkında olsak da olmasak
da…Zamanın sahneleri arasında eski bir film karesi
oluyoruz... Her ne kadar eskimediğimizi sansak da bizi
takvim yapraklarından ayıran fazla bir şey yok…
Terkedilmiş bir şehrin içinden geçerken ışıklı patikalara
dalan buğulu bir göz, elveda kokusunun şaşkınlığıyla sersem
sersem bakınıyor… Tren istasyonundan yola koyulmalı..
Koşarak gitmeli…Biraz kederli biraz yağmurlu, biraz
ıslak…Sallanan mendillere, dökülen sulara ve kederli tüm
bakışlara rağmen gitmeli. Bırakıp gitmenin ne menem bir şey
olduğunu yalnız yola koyulmak zorunda olanlar bilir. Bir
bildikleri vardır onların hep. Şimdi derin uykulara dalmış
olmalı şehir. Hafifçe sokakları yolculuk havasına sokan
bıkkın yüzler, şimdi serilip yatağına, dalıp gitmişlerdir
yarınsız ve bugünsüz olmanın sancıları ile.
“Gülüm
gülüm, cebimde ölümüm
Dağıttıkça çoğalıyor benim ölümüm”
Kalmak
pörsümektir. Tahammül göstermek belki de bir acizliktir.
Kalmanın endişesi evladı iyal üzere kuruludur. Ne varki, bir
vakit hiç istemesek de dönmemek üzere gideceğiz. Güzel bir
gün uğruna çekilmiş nice kahır, nice endişe, soluk bir imge
olarak kalacak anılarda. Yola koyulanlar soluk bir resim
olmayı hazmedemeyecek kadar varoluş ateşi ile yanan
serüvencilerdir.
Akşamüstlerinin gürültülü karmaşık sancıları trenleri
vapurları enginden engine savurur durur. Akşam namazını
kaçırmış, yüreğine dokunan melalle sersemlemiş, kuşların
pikeleri ile anılar arasında kaybolmuş, elindeki son birkaç
lira ile kime ve nereye gideceğini bilememiş yorgun bir
yolcuyla hüzünleri biriktirir şehir…yeni bir gün yeni
varoluş, yeniden yaratılış, her şey her gün yeniden
yaratılıyor. Bunca devingenliğin içinde insan nasıl kalmayı
yeğler…Bir ceket ve uğur böceği lazım, yeniden yaratılan
evrenin içinde canlı olduğunu ve bir yer işgal ettiğini
duyumsamak için.
|