I -
Geçmişte
Kuzey
Kafkasya'nın geçmişteki jeopolitik önemini açıklayabilmek
için öncelikle şu sorunun sorulması gerekir: Kuzey Kafkasya
geçmişte kimin için önem taşıyordu?
"Geçmişte" deyince Kuzey Kafkasya'nın Rusya tarafından işgal
edilmesinden itibaren başlayan bir dönem olarak ele
alınmalıdır.
Kuzey
Kafkasya'nın hangi ülkeler ve ne için önemli olduğuna
sırayla değinmek istiyorum.
Lehistan (günümüzdeki adıyla Polonya) ile başlayalım.
Aslında Lehistan'dan daha ziyade Polonyalılardan bahsetmek
gerekir. Çünkü o dönemde Lehistan Rusya İmparatorluğu'nun
bir parçasıydı. Sürgündeki Lehistan'ın bağımsız kurtuluş
liderleri, Kuzey Kafkasya'da Rusya emperyalizmine karşı
savaşı kendi bağımsızlık mücadelelerinin ayrılmaz bir
parçası olarak düşünüyorlardı.(1) Polonya, bağımsız bir
devlet olduktan sonra, hükümeti ya da daha doğrusu Mareşal
Pilsudzki'nin arkasında yer alan siyasi güçler bu fikri
devam ettirdiler.(2) Fakat Polonya'nın ve Polonyalıların,
Kuzey Kafkasya'ya vefalığı ve siyasi arzularına rağmen
bunları Rusya ve Sovyetler Birliğine karşı yerine getirmek
için güçleri yetmedi.
Batıya
geçelim. İngiltere için geçmişte Kuzey Kafkasya nasıl bir
önem taşıdığı hala tartışılan bir konudur. Bu noktaya vardık
ki David Urquart, James Bell, Longworth gibi kişilerin sarf
ettikleri gayretleri ve savundukları tezlerine rağmen,
İngiltere Kuzey Kafkasya'ya ciddi bakmış ama hiçbir zaman
bölgeyi ön plana almamıştır.
Fransa
için söyleyecek fazla bir şey yok, çünkü devlet olarak Kuzey
Kafkasya'yla pek ilgilenmemiştir.
Almanya'ya gelince, yirminci yüzyılın ilk yansında, çok
ciddi bir Kafkasya politikası üretmiş ve uygulamıştır.(3) Bu
politika Rusya ve sonra Sovyet Birliğine karşı global bir
parçalama projesi içinde yer alıyordu. Fakat bu projede
Alman ikinci imparatorluk döneminde olsun Hitler döneminde
olsun, Kuzey Kafkasya'dan daha ziyade Güney Kafkasya önem
taşıyordu. Kuzey Kafkasya bir geçit olarak görülmektedir.
Almanya, birinci dünya harbinden sonra, müttefik olarak
Kuzey Kafkasya'ya değil Gürcistan'a yöneldi, İkinci Dünya
Harbinde Hitler’in orduları Kuzey Kafkasya'da durdu, fakat
esasen Bakü'yü ve petrolleri hedefliyordu.
Osmanlıya gelince, Alexandre Bennigsen'in ustalıkla bize
anlattıklarına göre Kuzey Kafkasya'ya Rusya bırakıldıktan
sonra Padişahlar Şamil'in ve Çerkeslerin mücadelelerini
açıkça desteklemediler. Kuzey Kafkasya'ya en sıcak bakan
Osmanlı siyaset adamı, Enver Paşa oldu.
İktidarda bulunduğu dönemde Kuzey Kafkasya'nın nihayet
gerçek bir önem kazandığını söyleyebiliriz. Fakat Almanya
için söylediklerim Enver Paşa için de geçerlidir: daha çok
Bakü'ye ve Güney Kafkasya'ya bakıyordu.
Bütün
bunların sonucunda, konumuzda en önemli yere sahip
Rusya'dır. Çünkü Rusya ve Sovyetler Birliği için, Kuzey
Kafkasya çok ama çok büyük bir önem taşır.
Bu
önemi belirtmek için önce kendimize bir soru sormamız
gerekir: Kuzey Kafkasya bir bütün olarak mı önemli? Yoksa
önem derecesi bölge, güzergah ve konumlarına göre mi
değişiyor?
Tabii
ki bunda yine kendimize cevap: "Bölge, güzergah, konumlar"
olacaktır. Niye sadece Adigeler ve Abazaların bir kısmı
sürgün edildi? Ve diğer Kafkas otokton halkları sürgün
edilmedi? Çünkü Rusya için Karadeniz kıyısı hayati bir
jeo-politik önem taşıyordu. Kuban, Terek, Hazar Kıyısı,
Daryal geçidi güzergahları için aynı şey söylenebilir.
II.
Günümüzde Kuzey Kafkasya'nın Jeopolitik Önemi
Günümüzde Rusya için Kuzey Kafkasya'nın önemi çok arttığı
açıkça görülüyor. Sovyetler Birliği'nin çöküşüyle Rusya
Karadeniz'de başlıca limanlarını kaybetti: Mariupol, Odessa,
Illisevsk limanları Ukrayna'ya bırakıldı. Rusya'nın
Karadeniz'de kurtarabildiği en büyük limanı Novorossisk’tir.
Bütün Rusya'nın petrol ihracatlarının yüzde otuzu bu
limandan yapılır. Rusya Novorossisk limanını genişletme ve
büyütme işlerini başlattı. Kapasitesi 44.9 milyon tondur.
Fakat son yıllarda 6 milyon tona kadar kullanılmaktadır.
Rusya bu limanın kapasitesini 63 milyon tona yükseltmeyi
hedefliyor.(4) Tuapse limanı için de böyle genişletme ve
büyütme planı var. Amaç: Tuapse'nin kapasitesini 35.8 milyon
tona yükseltmek.(5) Bunlar açıkça gösteriyor ki Rusya yakın
bir gelecekte Kuzey Kafkasya'nın Karadeniz limanlarını daha
kullanacak.
Gayrı
resmi bir şekilde Rusya Abhazya'nın Gudauta limanı askeri üs
olarak kullanıyor. Yeni Abhazya'nın ablukasını uygulattıran
gemiler, Rus gemileridir.
Rusya
donanması, Sebastopol'da ya da Gürcistan limanlarında
imzalanan anlaşmalara göre kalabilir, fakat geçici olarak.
Yoksa Kuzey Kafkasya'nın kıyısında sürekli kalmayı
düşünüyor. Türkiye Soçi'de binlerce işçisi bulunmasına
rağmen, bir konsolosluk açmak için Novorossisk'i seçmiş
olması enerji güzergahlarının Türkiye için daha önemli
olduğu ispatıdır.
Bugün
Kuzey Kafkasya'da jeopolitik açıdan Rusya için önemli olan
Karadeniz kıyısı enerji borularıdır. Azeri petrolü ve kazak
petrolünün büyük kısmı şu anda Kafkasya'dan geçip Avrupa ve
uluslar arası pazarlara ulaşır. "Mavi Akım" denen Türk-Rus
gaz taşıma projesi yine de Kuzey Kafkasya'nın kıyısından
geçiyor... Güzergahı: Stavropol-Tuapse (Jubga)-Samsun'dur.
Kuzey
Kafkasya petrol üretimi yüzde birlik bir oranla Rusya petrol
üretiminde çok küçük bir payı oluşturuyordu. Bu pay çökmeye
başladı. Kuzey Kafkasya'da esasen petrol meselesi bir üretim
meselesi değil, bir geçiş meselesidir.
Limanların büyütülmesi ve petrol taşımasının artırılması
çevre için önemli bir sorun yaratır. Novorossik gibi bir
şehir, çimento sanayisinden olsun petrolün tankerlere
taşınmasından olsun çok büyük zarar gördü ve görecek. Kuzey
Kafkasya kıyıları genel bir doğal felaket tehdidi
altındadır.
Enerjiden sonra askeri ve silah sorunu hakkında birkaç söz
söyleyelim. Artık Rusya Güney Kafkasya'da istediği kadar
silah ve asker biriktirmez. Silahları ve askerleri Kuzey
Kafkasya'da yığınak yapıyor. Böylece Kuzey Kafkasya yerel
gerginliği bahane ederek AKKA'nın silah limitlerine uymayıp
bu limitleri aştı. Rus ordusunun silâhlarının miktarının
artırılması Türkiye ve bir çok batı ülkeleri tarafından
güvenlik, istikrar ve barış açısından bir tehlike olarak
görülür. Bu askeri, yığınağın asıl amacı nedir? Kuzey
Kafkasya'yı kontrol etmek ve yeni bir sınır çizmektir.
Geçmişin aksine Kafkasya, Rusya'nın Güney sınırı olarak
bugün daha farklı bir konumdadır. Çeçenistan savaşını, bir
çok Müslüman ülkeler ve İslamcı gruplar, ortak bir din ve
din kültürü davası olarak sunmuşlardır. Fakat çeşitli
nedenler için Çeçenistan'a "Müslüman" yardım zayıf olmuştur.
Kaldı ki Kuzey Kafkasya, bilhassa Doğu Kuzey Kafkasya bir
kültürel, askeri, dini cephe olarak görünmeye devam edilir.
Çerkes diasporada birçok kişinin, diaspora’ya özgü görevinin
Kuzey Kafkasya'nın yine de islamlaşması olduğu
düşünülmektedir.
Kuzey
Kafkasya Batı ve Doğu Avrupa ülkeleri için günümüzde
jeopolitik önemi, enerji güzergahlarına bağlıdır.
Amerika'nın aksine Rus petrol ve gaz güzergahlarına hala
sıcak bakılır.
Amerika'nın Kuzey Kafkasya'ya nasıl baktığı, ona ne kadar
önem verdiğini belirtmek güçtür. Amerika hem Bakü-Ceyhan'dan
geçen Doğu-Batı enerji güzergahını destekliyor, hem de
Rusya'nın enerji hatlarının güvenliğinin sağlanmasının da
önemli olduğunu açıklıyor.
Fakat
bu güzergahın güvenliği Amerika için gerçekten önemli mi?
Yoksa Bakü-Ceyhan alternatifi olarak bir rakip mi? Amerika
diyor ki: Kuzey Kafkasya'da demokratikleşme bir ön koşuludur
ve kendi politikasının bir unsurudur.
Kuzey
Kafkasya'nın jeopolitik öneminin konusunu burada
noktalayalım.
III.
Türkiye'nin, Rusya Federasyonu ile Gürcistan arasındaki
ekonomik ve kültürel ilişkilerinin geliştirilmesinde Kuzey
Kafkasya Cumhuriyetleri ve Çerkeslerin potansiyel etkisi
Karadeniz'in son yıllarda en önemli gelişmesi tartışmasız
Türk-Rus İlişkilerinin iyileşmesi ve artmasıdır. Bu artışın,
bugüne kadar bütün krizlere rağmen sağlam olduğu göz
önündedir. Bu gelişmeler Türkiye'nin, Rusya'nın tekrar
Kafkasya'ya dönmesine göz yummasıyla başlamıştır. (Eylül
1993'de Sn.Çiller'in Moskova'ya ziyaretiyle başlamıştır.)
Bu
Türk-Rus ilişkilerinin gelişmesi bence Türkiye açısından, şu
anda Karadeniz, Kafkasya ve Orta Asya'ya yönelik
politikalarından daha önemlidir. Bu ilişkiler çok
boyutludur. Örneğin, turizm, inşaat, enerji, silah alımı vs.
hatta ortak bir silah üretimi bile düşünülmektedir. Ekonomik
açıdan, bazı Rus bölgeleri bu ilişkilerinde daha önemli bir
yer alır. Moskova, Batı Sibirya ya da Rusya'nın Güneyi, yani
Stavropol, Rostov ve Krasnodar.
Türkiye'nin Gürcüstan'la ilişkileri daha sınırlı bir boyutta
gelişmiştir. Abhazya savaşı döneminde resmi olarak "tarafsız
Türkiye" yaklaşımı değişti. Çünkü işbirliği güçlendirildi ve
askeri bir boyut bile kazanmaya başladı. Kuzey Kafkasya
Cumhuriyetleriyle Türkiye'nin ilişkileri kötü olmamasına
rağmen su anda çok zayıftır. Rusya'nın Güneyi yani
Stavropol, Rostov ve Krasnodar) şu anda Türkiye için büyük
bir jeopolitik önemi taşır. Bu Cumhuriyetlerin önemi ve
çekiciliğinin arttırılması görevi Çerkes diasporasına düşer.
Bu ortamda çok gerçekçi olunması gerekir: "büyük
Çerkezistan" (yani Kuzey-Batı Kafkas Cumhuriyetlerinin
birleşmesi) gündemde değil, Kuzey Kafkas Cumhuriyetlerin güç
ve potansiyelini arttırmak için, zaman, sabır, istikrar,
barış, birlik ve gayret ister. Rusya için yakın gelecekte
Kuzey-Doğu Kafkasya da kalmak zor olacaktır, buna mukabil
Orta ve Kuzey-Batı Kafkasya'da bir yüzleştirme politikasına
girmek Çerkesler için yıkıcı olur. Çünkü ikinci bir sürgüne
dayanılmaz. Tek yol askeri ve petrol meselelere endeksli
olmadan, diaspora ve Kuzey Kafkasya'daki ekonomik ve
kültürel ilişkileri güçlendirmektedir.
Eskiden Sovyetler Birliği'nde bölgeler arasındaki ilişki
değil, bölge-merkez ilişkileri ön plandaydı. Yeni jeopolitik
çerçevesinde bölgesel işbirliği genişletmesi gerekir.
Kuzey
Kafkasya Cumhuriyetleri'nin içe dönük değil, dışa açık
olması gerekir ve Rusya-Türkiye arasındaki aracılık
işlevinin tekelini Güney Rusya'ya bırakmamak için bu
Kafkasya Cumhuriyetleri mutlaka ekonomi, ulaşım ve iletişim
potansiyeli arttırması lazımdır. Diaspora sırf dönüş
kavramıyla değil, gidiş-dönüş kavramıyla da katkıda
bulunmalıdır.
IV -
Diasporanın Katkısının Bilançosu ve Öneriler
Aşağıda belirtilen konuların incelenmesinden de anlaşılacağı
gibi ulaşılan bilanço önemsizdir. Bu husus, çoğunlukla
diasporadaki dernekçilik akımının amatörce tavrıyla
açıklanma yoluna gidilmektedir, ama bu bir mazeret olamaz.
Bugüne kadar yapılmış olanlar büyük ölçüde yetersizdir,
fakat aynı zamanda, ve özellikle -Çerkes dostlarım beni
bağışlasınlar- sistematik olmayan, dar ufuklu ve yarım
yamalak bir biçimde yapılmıştır. Özetlemek gerekirse, bu
konuda her şeye, ya da neredeyse her şeye baştan başlamak
gerektiği söylenebilir.
Diasporanın katkısının kendine özgü durumundan kaynaklanan
bir başka problem de mevcuttur. Bu konuda, her zaman olmasa
da çoğu zaman ki farklı nesli temsil eden iki ekol olduğu
söylenebilir. Daha ziyade yaşlılardan oluşan birinci ekolün
mensuplarına göre diasporadaki Çerkesler; Kafkasya
Cumhuriyetlerine yardım etmeli ve kayıtsız şartsız
desteklemeli, ama politikaya karışmaktan ya da bu ülkelerin
politik ve ideoloji tercihlerini etkilemeye kalkışmaktan
kaçınmalıdırlar. Çoğu zaman biraz daha genç kişilerce temsil
olunan bir başka akım, içişlerine müdahale tabusunun bir
kenara bırakılması gerektiği kanaatindedir: Diaspora
kavramının içeriği, çek imzalayan bir elden ya da
Kafkasya'nın yaşadığı dramların ritmine göre çarpan bir
yürekten ibaret değildir. Ekoller arasındaki bu ihtilaf
olağan dışı değildir, hatta klasikleşmiştir ve Ermeni ya da
Yahudi diasporası gibi diasporalara bakılacak olursa bu
kutuplaşmanın şiddetle boy gösterdiği görülür. Her ikisine
de saygı duymak gereken, bu tavırlar, şu soruyu gündeme
getirmektedirler: Diasporanın katkısı maddi ve manevi
destekle mi sınırlı tutulmalıdır, yoksa Kafkasya'da
eleştirilere uğramak pahasına, Kafkasya meselelerine daha
yoğun bir biçimde katılım ve müdahale boyutuna mı
ulaşmalıdır? Kayıtsız şartsız destek tavrı çoğu zaman
diasporanın kendi hakkında sahip olduğu kompleksli bir
imajla ilişkilidir: Diaspora, referans alınan toprağa
kıyasla kendisinin soysuzlaşmış bir unsurdan ibaret olduğu
ve gerçek kültürün ancak Kafkas toprağında korunabildiği
kanaatindedir. Bu bakış, her iki yönde de abartılıdır:
Diasporanın yeri küçümsenmekte, referans alınan bölgenin
yeri ise ölçüsüzce büyütülmektedir.
Şimdi,
her konu bakımından teker teker diasporanın rolünü
inceleyelim:
Ekonomik açıdan, bilançonun bugün için geniş ölçüde olumsuz
olduğu söylenebilir. Yatırımlar çok sınırlı boyuttadır. Bu
cılız neticeyi açıklayabilecek yerel sebepler de mevcuttur:
(Bölgedeki politik istikrarsızlık, Pazar ekonomisine
geçişteki zorluklar, ekonomik ve sınai yatırımdaki
yetersizlikler). Ancak, hangi eğilimden olurlarsa olsunlar,
diaspora mensupları kendi hataları üzerinde de
düşünmelidirler.
Başarısızlığın temel sebepleri, girişimlerin bireysel
niteliğinden, (koordinasyon yoktur) ekonominin geçiş
döneminde oluşunun bilinmemesinden ve yerel pazarların
tanınmamasından kaynaklanmaktadır. Diasporalı işadamları,
yatırım (fabrika kuruluşları, joint-venture anlaşmaları,
altyapı inşaatları) yapmak yerine riskli kısa vadeli kar
peşine düşerek yatırımcıdan ziyade tüccar gibi davranmış
izlenimi vermektedirler.
Buna
bir de, diasporanın Türk yatırımların (örneğin inşaat ya da
gıda sektöründe hikmet veren büyük şirket gruplarını) ve
evveliyetle yabancı sermayeyi Kafkasya'ya yönlendirmekte
başarısız kaldıklarını eklemek gerekir. Bazıları, bu
başarısızlıkları gerekçelendirmek için Kafkasya'nın ekonomik
ve özellikle sınai açıdan yetersiz altyapısını öne
sürmüşlerdir. Ancak örneğin, beyaz turizm (yani dağ turizmi
) ya da yeşil turizm yatırım yapmak için elverişli başlangıç
noktaları olabilirdi. Kuzey Kafkasya'da yokluğunu en çok
hissettiren unsurlardan biri de teknolojidir. Bu açıdan
Sovyet döneminde donanımsız biline gelen Kafkasya'nın
1990'ların başından beri daha da gerilediği söylenebilir.
Ekonomik kalkınmayı kolaylaştıran teknolojileri bölgeye
acilen nakletmek gerekmektedir.
Bu
ekonomik incelemenin sonunda, diasporanın koordinasyon,
beceri bakımından eksiklikler taşıdığı söylenebilir, buna
irade eksikliğini de eklemek gerekir. En çarpıcı hususlardan
biri de Kuzey Kafkasya'daki ekonomik faaliyetlere ilişkin
ülke ve alan bazında verilerin bulunmayışıdır. Burada
kastettiğim, istatistikler değildir. Sovyet
istatistiklerinin şöhreti malumdur, 1990'dan bu yana durumun
iyiye gittiği söylenemez. İstatistiklere ulaşılsa bile,
bunlar çoğu zaman Sovyet döneminden kalmadır. Oysa o
zamandan bu zaman pek çok değişiklik olmuştur, (zorunlu ya
da gönüllü göç, ekonomik faaliyet yaratılması ya da sona
ermesi vs...) Kuzey Kafkas ekonomisinin gerçek durumunu
tanımak için, diaspora mensuplarının Kafkasya'ya giderek
sistematik biçimde ve hatır gönül dinlemeden envanter
çıkarmaları gerekmektedir. Bu çalışma yapılmadığı sürece
bugünkü durum devam edecek ve el yordamıyla denemeler
halinde yatırım yapma uygulaması sürecektir.
Ekonominin ardından ekolojiden söz edilmesi bazılarına
şaşırtıcı gelebilir.(6) Oysa, diaspora çocuklarının çevre
sorunlarına gösterdikleri olağanüstü hassasiyeti bilenler
şaşırmamalıdır: Onlar, bu hassasiyeti Çerkeslerin doğaya
duydukları derin saygıdan, insan ve tabiatın bir bütün
oluşturduğu duygusundan miras almışlardır. Atalarının
1864'te arkalarında bıraktıkları Hazar Denizi ya da
Karadeniz kıyılarında yaşanan (ve yukarıda bahsedilen)
ekolojik katliamlar karşısında diasporanın gösterdiği
suskunluk, henüz Kafkas toprağını, Türkiye'de sığındığı
binlerce köyü sahiplendiği gibi sahiplenemediğini
göstermektedir. Çok geç olmadan, doğal mirasının,
dağlarının, göllerinin, dere ve sahillerinin kurtarılması
için diasporanın acilen harekete geçmesi lazımdır. Doğanın
korunması için mücadele veren sivil toplum grupları tüm
Kafkasya'da mevcuttur, bu mücadeleyi onlarla beraber
yürütmek lazımdır. Diaspora açısından bu girişim, atalarının
hatırasına sadakat manasına gelir.
Doğal
mirasın korunması da ekonomik yatırımlar gibi önceden
bilgilenme çalışması gerektirmektedir. Diasporanın Kuzey
Kafkasya hakkındaki bilgilerinin yetersizliğine ilişkin
tespit genel bir nitelik taşımaktadır ve hem bugünkü hem de
yarınki çabaları felç etmektedir. Geleneksel bilgi edinme
yöntemleri bilinir: Seyahatten dönenler gördüklerini birkaç
hafta sonra anlatırlar, bilgiler cemaat içinde kulaktan
kulağa aktarılır. Bunun istisnası, seyyahın gözlemlerini
yazıya dökerek dergilerde yayınlamasıdır, ki bu dergileri de
pek az kişi okur. Nihayet, ara sıra seyyahlar beraberlerinde
biraz bayatlamış da olsa bazı belgeler getirirler, ama
bunları da okuyan azdır çünkü Kiril alfabesi itici gelir.
Bunların ötesinde "bilgilenme", Türk basınında yayınlanan
makalelerin yeniden elden geçirilmesine dayanır ki Türk
basını da çoğu zaman Batı basınının ya da Rus basınına
bağımlılık içindedir. Ancak bu bilgiler sistematik değildir
ve pek çok kaynak ihmal edilmiştir. Bilgisayar, Web sitesi
ve mail bakımından diaspora bugün hâlâ acınacak biçimde
donanımsızdır. İşin daha da vahim tarafı, Kuzey Kafkasya
modern iletişim araçları bakımından tamamen donanımsızdır
(fax, bilgisayar vs...). Her ne pahasına olursa olsun
bölgeyi donatarak diasporanın eylemleri bakımından zorunlu
her alanda sürekli ve günü gününe haber toplamak
gerekmektedir.
Böylece haber toplanması, Batılı ülkelere ve Türkiye'ye
yayın yoluyla ulaştırılarak bölgeyi tanıtabilecek, veri
stoklarını oluşturma avantajını sağlayabilir. Bu proje,
günümüz koşullarında pek çok kişi açısından vakitsiz ya da
çılgınca gelebilir, ancak bana kalırsa tüm cumhuriyetlerde
muhabirleri bulunan, yerel medyalarla,(7) hükümetlerle ve
özellikle sivil toplumla bağlantıları olan bir diaspora
haber ajansı kurmak zorunludur.
Bilgilenme sorunu bizi doğal olarak dil sorunlarına götürür.
Türkiye'de Kafkas dillerini öğreten merkezler bulunmasa da,
birkaç yıl önce ümitsiz görünen bu proje günümüzde
gerçekleştirilebilecek hale gelmiştir. Bugün, bu öğretimin
üniversite bölümlerinde ve araştırma merkezlerinde
yapılacağı günler yakındır bile denebilir. Zamanı
geldiğinde, diaspora bu işin üstesinden gelebilecek midir?
Cevap maalesef olumsuzdur. Bazıları, haklı olarak böyle bir
sorunun kısa süre öncesine kadar Türkiye'de tabu olduğunu
mazeret göstereceklerdir. Doğrudur, ama her şey çabuk, çok
çabuk değişmektedir. Oysa, günümüzde Kafkas diasporası
içinde bir tane Kafkas dilleri profesörü yoktur, büyük Batı
üniversitelerinin dilbilim bölümlerine gönderilen öğrenci
bile yoktur. (En önemlilerini saymak gerekirse Amerika,
Almanya, Hollanda, İskandinavya, İngiltere ve Fransa'daki
üniversiteler örnek gösterilebilir). Oysa, yeterli puanı
tutturamadıkları için Türk üniversitelerine giremeyen
öğrencileri dışarıya yollamak için değil de en başarılı, en
parlak, en ciddi ve en çok motivasyon sahibi öğrencileri hem
Kafkas dilbilimi hem de Kafkasya bağlamında, mesela tarih,
antropoloji, arkeoloji gibi başka beşeri bilimler okumak
üzere dünyanın dört bir yanına göndermek üzere bir burs
sistemi oluşturmak ne kadar kolay olacaktır. Eğitimlerini
bitiren bu öğrenciler gelecekteki yüksek öğretim kadrolarını
dolduracaktır.
Bu
arada, yukarda belirtilen dil sorununu çözmek için acele
etmek lazımdır. İki çözüm belirmektedir: öğrencileri
yurtdışına yollamak ya da Kafkasya'dan Türkiye'ye Kafkas
dilleri öğretmenleri getirmek. Çok iyi öğretmenler
mevcuttur, çünkü dil-bilim ve dil öğretimi Sovyet
yönetiminin en iyi yaptığı işler arasındaydı. Muhtemelen
ikinci çözüm benimsenecektir, çünkü hayata geçirilmesi daha
kolaydır. Ancak, daha şimdiden en iyi elemanların peşine
düşmek lazımdır.
Şimdi
de, en hassas sorunlar olan politik sorunlara geçelim.
Diasporanın politik, hatta ideolojik katkısı ne olmalıdır?
Türkiye'de 1994'ten beri bu tartışma, Türk iç
politikasındaki kutuplaşmanın (İslamcı-laik) bir yansıması
haline gelmiştir denebilir. Kendisine çok enerji kaybettiren
ve çoğu zaman elini kolunu bağlayan bu kısır çatışmalardan
kurtulması diaspora için hayati önem taşımaktadır. Kısa bir
cevap vermek gerekirse, şunu söyleyebilirim: Kuzey
Kafkasya'da camiler inşa etmeyi ve rejimler de toplumları
demokratikleştirmeyi bir arada istemek mümkündür. Bu iki
öneri arasında ilkesel bir uyuşmazlık yoktur.
Kuzey
Kafkasya'nın demokrasiye geçiş sürecinin gösterdiği tablo
karanlıktır ve muhtemelen 1990'ların başına göre daha
karanlıktır. Görünenin aksine, (seçimler, siyasi
kurumlar...) Kuzey Kafkasya'da demokratik bir siyasi hayat
yoktur. Bu deyimle asıl kastettiğimiz, temel hak ve
özgürlüklere saygı, kuvvetler ayrılığı ve azınlığın kendini
ifade etme hakkı ve ... iktidara ulaşabilme hakkıdır. Kimse
bana "Batı'nın bu kuralları, Rus işgalinden önce pek çok
bölgede ilkel bir demokrasi gibi işleyen Kuzey Kafkas yerel
politik coğrafyasına uyumsuzluk gösterir" demesin.
Karşılaşılan sorunun bir gecikme sorunu olduğu yönünde
sözleri sıkça duyuyorum, bunu da kimse bana söylemesin.
Kuzey Kafkasya toplumları, temel Sosyo-politik değişimlerin
mücadelesini vermek için 1789'u ve Fransız devrimini
beklememişlerdir.
Bugün,
aynı gri takım elbiseli aparaçikler, aynı imtiyazlı
nomenklatura mensupları her yerde iktidardadır, sanki hiçbir
şey değişmemiş gibidir. Her yerde yandaşları kayırmacılık,
politik hayatın suçla iç içeliği, mafyaların etkisi
hakimdir. Kuzey Kafkasya'da kurumları ve toplumu
demokratikleştirme mücadelesi verenlere diaspora yardım
etmelidir. Fakirlerin sokakta öldüğü ve yaşanan ortak
felaketten kaçışın daima alkolizme götürdüğü kokuşmuş
günümüz Rusya'sından uzak, adil bir demokratik toplumu
müdafaa etmelidir. Diaspora, büyük hukukçu ve avukatlara
sahip bulunmakla haklı olarak övünmektedir. Madem öyle,
Kuzey Kafkasya için bir politik platform tanımlamak, insan
haklarını, Hukuk Devletini, sosyal ve politik demokrasiyi
savunmak uğrunda hep beraber çalışsınlar.
"Ne
amaçla?" diye soracaksınız bana, "Diaspora neden böyle bir
misyon üstlensin?" Cevabım basittir: Çünkü Kuzey
Kafkasya'nın yeri Avrupa'dadır, "Asya despotizmi"nde değil.
Çünkü, defalarca adaletsizlik ve zulüm altında inleyen Kuzey
Kafkasya halklarının barış ve özgürlük içinde yaşamaya
hakları vardır. Bu temennime idealist, tatlı bir rüya
gözüyle bakılabilir. Bu programın gerçekleşmesi yoluna
büyük- küçük menfaat ve imtiyazların taş koyacağı doğrudur,
ama Çerkeslerin kendileri hakkında sahip bulundukları
fikirleri hayata geçirecek bir toplum inşa etmenin bedeli de
budur.
Kuzey
Kafkasya'nın özgür yaşaması hakkının savunma yolundaki bu
mücadeleyi diaspora yurt dışında da vermelidir. Uluslararası
adalet önünde Kuzey Kafkasya halklarının uğradıkları
zararların, geriye dönüş hakkının tanınması ve Kuzey
Kafkasya ihtilaflarının giderilmesi için özgün hukuki
çözümler önerilmesi için diaspora hukukçularının, yabancı
meslektaşları ile işbirliği halinde çalışmalarının zamanı
gelmiştir de, geçmektedir bile(8)... Nihayet, son noktayı
koymadan önce belirtelim ki, her gün tüm dünyaya
Kafkasya'daki çatışmaları ve orada işlenen insan hakları
ihlallerini aktaran hükümet dışı sivil örgütler ve insancıl
örgütlerle diasporanın sağlam ve kalıcı ilişkiler kurmasının
zamanı gelmiştir.
Bu
metni 1999 sonbaharında Moskova'da tutuklanan ve bugün hâlâ,
bütün hukuk kuralların aykırı biçimde ve keyfi olarak
Doutyleri Hapishanesi’nde tutuklu bulunan Çeçen diplomat ve
tarihçi Mayerbek Vaçaguaev'e ithaf ediyorum.
(1)
Çerkesya bağımsızlık savaşı'nın son dönemindeki
Polonyalıların katkısı için, bkz; A.Fonwill - Çerkesya
Bağımsızlık Savaşı (1863-1864), Nart, 1996.
(2)
Promethee grubu
(3) Bu
konuda kaçınılmaz bir çalışması var: Wolfdieter BIHL, Die
Kaukasus - Politik der Mittelmachte (Merkezi Devletlerin
Kafkasya Siyaseti), C.l (l 975) ve C.11 (l 992), Bölhau,
Wîen-Köln-Gratz.
(4)
Itar-Tass, 15 Temmuz 1997.
(5)
DEIK, The Black Sea Region, DEIK Yayınlan, İstanbul, 1994.
(6)
Diasporanın Kafkasya ile olan ilişkilerini geliştirebileceği
bir başka alan da spordur. Yahudi diâsporası ile
İsraillilerin buluştuğu Makkabiad isimli spor karşılaşmaları
model alınarak dünyadaki tüm Kuzey Kafkasyalıların
katılabileceği Kuzey Kafkasya Olimpiyatlarının organize
edilmesi düşünülebilir. Beşiktaş Spor Kulübünün kurucuları
Ahmet ve Mehmet Fetgerey Şoenu kardeşlerden bugüne
Türkiye'de kitle ve elit sporlarının gelişimine büyük
katkılarda bulunan Çerkesler böylelikle kültür fiziğe
verdikleri önemi bir kez daha kanıtlamış olurlar.
(7)
Diasporanın kullanımına yönelik olarak Kuzey Kafkasya
medyalarının bir rehberinin hazırlanması ilk adımı
oluşturabilir.
(8)
Diaspora tarafından yayınlanan dergi ve kitaplara
bakıldığında, pek çok konuda olduğu gibi bu konudaki
katkısınin da ne kadar zayıf olduğunu görmek çarpıcıdır.
Kuzey Kafkasya'da ise hükümetler ve temsilcilerince üretilip
geliştirilmiş savunmalara rastlanmaktadır.